Ali AYDOĞDU
kare as geldi
size hediye edebilir miyim
yoksa kazanacağım.....
kazanmaya alışmış adamların şehrinden geliyorum
ay doğuruyorum
bu yüzden iç çekişidir yakamoz buralarda denizin
güneşi özlemekten
tadımlık meraların yerine
doyumluk eserler sunan yüzünü izliyorum kazdağından atlasın
ah dilinden öptüğüm çok başkasın
orta parmak yerine serçesini gösteren
şehrin en narin kızıdır leman
bırakta, sotede terkettiği anılar ısırsın bacaklarından
nasıl olsa enine uzamaya müsaittir zaman
bahanesi olsun karanlığın, gamzelerini dolduran
bırakmasın yeter ki yakaladığı aşkı paçalarından
ah, sözünü ettiğim en tatlısın
kare papazda geldi
ihaleyi abartıyorum
yoksa kazanacağım
hani derim ya...
yalakayla samimi, sadakayla teselli, falakaya meyilli olma
yaşlanıyoruzda öğüt vermeye yetkilenmiyoruz diyecek diye biri
amcamın kulaklarını sık sık çekesim gelen yerde çakılı kalıyorum
boşanırsam hiç şansın yok
kazanmaya alışmış adamların şehrinden geliyorum
bu yüzden
kağıt çalmadan tekrar dağıt
kare as gelirse hediye ederim
Hasan KAYA
Islık çalardı, gün içinde batarken.
Gül ağacından kemanı beklerdi
Bir kedisi vardı, ıslak toprak kokardı tüyleri
Cam önünde fesleğen severdi,
kapı önünde akşamsefası.
Hayatında hep bir yalnızlık oldu,
sevdikleri hep uzaklarda.
Geceyi yırtan çığlıkları içine bağırıp gitmek istedi.
Ama gitmedi, denemedi bile.
Bilirdi, kendinden bir adım öteye gidemezdi.
Islık çalardı, elleri cebinde giderken
Uzayan yol, akan su, beklerdi…
Cuma, 28 Temmuz 2006
“ıslık” edebiyat dergisi 2 ayda bir rastladığı ayın 15. günü yayına girecektir.
Nitelikli ürünlere kolay erişimi sağlamak bakımından internet (örütbağ)den yayımlanacak olan “ıslık” edebiyat dergisinin yayıma hazırlanmasında Aslı Naz ve Meral ULUSOY’la birlikte Yelda KARATAŞ hocamızın da bizlere destek olacağını ummaktayız.
Daha evelden “düşlü/yorum” adlı edebiyat dergisine Savaş EZGİ ile birlikte başlamış ve denize ulaşmaya çalışan akarsuya, Eylül ZORDAĞ, Aslı NAZ, Zeynep KARADAĞ, Meral ULUSOY, NUR ELA, gibi isimler derginin hazırlık aşamasında, Ahmet UYSAL, Ali Ekber ATAŞ, Ali AYDOĞDU, Ali GÜZEL, İlker GÖREN, Evin OKÇUOĞLU ve ismini sayamadığım bir çok isimse yüreklerini sayfalara koyarak akarsuyun akışına ürünleri ile ortaklık etmişti. Şartların gereğince “düşlü/yorum” ayda bir yayımlanmanın da getirdiği zorluk sebebi ile 22. sayısından sonra yayın hayatına veda etmişti. Yayın hayatına veda ederken misyonunu tamamladığına olan inancı ise tamdı.
düşlü/yorum'un amacı, okuru düş kurmaya çağırmak, eylemin ancak düşleyebilmekle ortaya çıkacağını anlatmaya çalışmaktı. düşten sonra gelen eylemin ise "geceyi kundaklamak" olduğuna inananmış olmamızdan "ıslık" çalarak bu eylemi gerçekleştirmek için yola koyulduk.
“ıslık” edebiyat dergisi, “düşlü/yorum”un düşünün kabardığı, gecenin en kara yerinden ıslık çalarak aydınlığa yürümek isteyen usta ve gençlerin ortak eylemi ve kararlılığı olarak okuyucuyla buluşmak için yola çıktı.
Islık çalmaya başlamamızda kıymetli büyüğümüz Yelda KARATAŞ’ın çabası yadsınamaz. Bundandır ki kendisine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Kendi mesailerinden artırdıkları zamanları “ıslık” için bir araya getirip cömertçe harcayan Meral ULUSOY ve Aslı NAZ’a da teşekkürü borç biliyorum.
Dergimize ürün göndermek isteyen şair ve/veya yazarlar, islikdergi@gmail.com adresini kullanarak bize ulaşabilirler. Ürünlerini veya eleştirilerini sunabilirler.
Okuyarak çoğalır, yazarak arzu ettiğimiz gündüzü yakalayabiliriz inancını taşıyan yüreklerin birlikteliğini kutluyorum.
Saygılarımla
engin akbaba
lütfen, görüşlerinizi "okur görüşü" butonunu kullanarak gönderiniz!!!
Meral ULUSOY
Gecenin karanlığı yine uykularımı vurup, düşlerimi bölmeyi başardı. Kaç defa uyandığımı hatırlamıyorum. İçimi garip bir sıkıntı bulutu kapladı. Yarı uykulu karanlık odada, aklımdan türlü düşünceler geçişe durdular. Hatalarım, pişmanlıklarım, başaramadıklarım ve özlemlerim sıra sıra dizilmiş bana bakıyorlar sanki uzaktan. Şuursuzca sağa sola dönüşlerim fayda etmedi. Ne yaptıysam onları kaçırtamadım gözümün önünden. Aklımı karıştıran bu düşünceler uykumun iyiden iyiye dağılmasına neden oldu. Belli ki beni rahat bırakmayacaklar. Beynimi tırmalayan bu karmaşık düşüncelerle boğuşmaktan yorgun düştüm sonunda. Yüreğimde buruk bir yalnızlıkla usulca yataktan doğrulup mutfağa, kendime çay demlemek için yöneldim. Çayım demlenirken oyalanmak için sağa sola bakındım. Masanın üzerinde duran gazeteye ilişti gözüm, aldım ve şöyle bir göz attım. Her gün aynı iç karartan haberler ve insan manzaraları. Çok sıkıcı, beni hiç cezbetmedi doğrusu ve okumaktan vazgeçip aldığım yere bıraktım gazeteyi. Demlenen çayımdan kendime bir bardak sıcak çay doldurup salona geçtim
İçimdeki sıkıntı bulutunun dağılması için salonun geniş penceresindeki perdeleri iki yana açarak, camın önünde duran her zamanki koltuğa oturdum. Kollarım pencerenin pervazında, bomboş karanlık sokağı seyretmeye başladım. Saat gece yarısını geçmiş, evlerin ışıkları çoktan sönmüştü. İnsanlar kim bilir kaçıncı uykularındaydı. Kuşlarda kalmamıştı ağaçların dallarında. Onlarda yuvalarına dönmüşlerdi. Gündüzleri insan sesleriyle cıvıl cıvıl olan sokak, şimdi geceyi tek tük yanan sokak lambalarıyla paylaşıyordu. Birde ben varım tabii. Her zamanki gibi bu gecede sokağa yarenlik ediyordum. Sokak oldukça ıssız ve sessiz görünüyordu. Bu karanlık ve ıssızlık korkutmuyor da değil di beni hani. İçim ürperiyor. Eskilerin deyimiyle in cin top oynuyordu adeta. Zifiri karanlığı yırtarcasına lapa lapa yağan kar taneleri, sessizliği bozarak etrafı azda olsa aydınlatıyordu.
Gecenin bu vaktinde beynimi tırmalayan karmaşık düşünceleri dağıtmak istercesine cama yapışıp, bu güzel manzarayı seyre daldım. Lapa lapa yağan kar taneleri mutluluk içinde dans ederek yeryüzüne inmeye devam ediyor; ne güzel. Kirlenmiş yeryüzünü hızla kapatmak istercesine beyaz bir örtü gibi kaplıyorlardı etrafı. Kısa sürede ağaçları, caddeleri, sokakları ve evleri beyaza boyayıp, kirlenmişliklerin üstünü örttüler. Her taraf öyle güzel oldu ki, bir gelini andırıyorlardı adeta. Bütün kirlenmişlikler yok olmuş her taraf bembeyazdı artık. Büyülenmemek içten bile değildi. Ya insanlar, onlardaki kirlenmişlikleri kim nasıl yok edecekti ki ?
Sokak lambalarından yansıyan ışık, kar tanelerini rengarenk uçuşan yıldızlara dönüştürüyordu. Bu güzelliğe daha fazla dayanamayıp camı açtım. Buz gibi havaya aldırış etmeden bütün kar tanelerini avuçlarıma toplamaya başladım. Hepsi benim olmalıydı. Kaç kıştır şehrimize böyle deli dolu kar yağmamıştı. Uzun zaman hasret kalmıştık o yumuşacık pamuk yüzüne.
Avuçlarıma özenle topladığım kar tanelerinden yaptığım küçük kartopu beni o masum çocukluk yıllarıma sürükledi. Karla çok eski dostuz aslında. Çocukluğumun vazgeçilmez oyun bahçesiydi. Mahalledeki arkadaşlarımızla saatlerce kartopu oynayıp üzerinde yuvarlanırdık. Üşümek ve yorulmak nedir bilmezdik. Annem “haydi eve gelin artık hasta olacaksınız” diye çırpınsa da nafile. Duymazdan gelerek oyunumuza devam ederdik. Ta ki üstümüz başımız sırılsıklam olana dek. Hava kararınca, yağmurda kalmış ıslak kediler gibi eve dönerdik. Sonrası malüm. Bir güzel bir paylanırdık. Ne söylerse söylesinler sesimiz çıkmazdı. Geçirdiğimiz o eğlenceli anları hiçbir şey gölgeleyemezdi. Bende iz bırakan, çocukluğuma dair unutamadığım en güzel anılarımdır.
Bu arada kar, deli esen rüzgârla birlikte hızını iyice artırarak tipiye dönüştürdü. Bense yüreğimde buruk bir yalnızlık acısıyla bir başıma oturduğum sıcacık salonda üşüyordum. İçtiğim çay bile içimi ısıtmaya yetmiyordu. Kar taneleri mutluluk içinde kelebekler gibi uçuşmaya devam ediyordu gözümün önünde. Kendimi seyre öylesine kaptırmışım ki içlerine doğru çekildim. Onlara karışıp sert bir poyrazla çok uzaklara savruldum. Ne olduğunu anlayamadan kendimi o bankta oturur buldum.
Böyle karlı bir güne rastlamıştı gidişin. Döneceğini söylüyordun ısrarla. Kulaklarım sağır olmuştu sanki, hiç bir şey duyamıyordum.. Ben yokluğunu içime doldururken sen heyecanla hala döneceğini söylüyordun. Gözyaşlarıma hakim olamıyor, sadece ağlıyordum sağnak halinde durmaksızın. Gözyaşlarıma sığınmıştım sanki. Daha gitmeden hasretin bir kor gibi oturmuştu yüreğime. Yüzüme yaşlar yüreğime yalnızlık yağıyordu ve titriyordu yüreğim. Öylece kalakalmıştım oturduğum yerde.
Üşüyordum!!!
Dilim tutulmuş. konuşamıyordum. Anlatamıyordum derdimi. Bütün düşlerim bir bir yıkılıyordu içimde, tutamıyordum onları. Kilometre taşları çakılmıştı gözlerime. Uzadıkça uzuyordu yollar beynimin içinde. Bir daha dönmeyeceğini hissetmiş gibiydim.
Kahretsin!!! Dönmedin işte…
Bazen nerede, nasıl yaşar, neler yaptığını, merak ediyor ve görmek hissi doğuyor içime. Biliyormusun buralara kar yağıyor yine. Yollarına pusu kurarcasına. Bak yine üşüyorum. Giderken verdiğin sözler diziliyor önüme sıra sıra. En son “bekle beni” diyen sesin hala kulaklarımda çınlıyor. Nasır tutmuş yüreğim kanıyor işte. Bu karlı gecede yokluğunun sesini dinliyorum sessizce.
Başka ne mi yapıyorum? Her gün umutla takvim yapraklarını koparmıyorum. Gideli kaç yıl olduğunu bilmiyorum, saymıyorum da artık. Senden bir haber almak için her gün postacı yolu gözlemiyorum ve postacı gördüğümde içimi bir sevinç kaplamıyor. Her kar yağdığında aklıma düşsen de ağlamıyorum. Kuruttum hüzünlerini gözlerimde. Yüreğimin en tenha yerine hapsettim seni. Korkmuyorum artık sensizlikten ve hayattan, aldırmıyorum hiçbir şeye. Zaman içinde özlemeyi de unuttum, dört gözle dönüşünü beklemeyi de. O bıraktığın hasarlı küs yüreğimi çoktan tamir ettim bile, kendini iyileştiren yara gibi. Senli olan her şeyi sildim yüreğimden. Bak gördün mü, vazgeçtim artık senden.
Avucumda sıkı sıkıya tuttuğum umutlarımızı, yarım kalmış yamalı küs sevdamı, birde kara kutumda özenle sakladığım düşlerimizi ve yıllarca buz tutmuş yüreğimi üşümüş kar taneleri ile sana yolluyorum. Kapına bıraksınlar diye.
Şubat/2007
« Önceki ::
OKUR GÖRÜŞÜ!