• yazarlar

  • Yelda KARATAŞ
  • Ahmet UYSAL
  • Asuman ATAKUMAN
  • Serkan TÜRK
  • Hasan KAYA
  • Müge ŞENÖZ
  • Aslı NAZ
  • Meral ULUSOY
  • Engin AKBABA
  • Kayra KUZEY
  • Ayşegül TERCAN
  • Hale OYAL
  • Hasan ÖZAYDIN
  • Ali AYDOĞDU
  • İbrahim SAĞLAM
  • Hakan KARTAL
  • A.uğur OLGAR
  • Özgür Ozan DEMİREL
  • Özgür ASAN
  • Bağlantılarım

Nergis Hanım


                                                                                 Asuman ATAKUMAN

 

İkinci vagondan iniyor. Güzel, incecik, upuzun. Gözlerinin renginde bir fular boynunda. Bu yaşta bunca güzel olunabilir mi? İnanılmaz. 

Taksi tutmaya gerek yok.  Büyük sayılmayacak bir çanta var elinde. Ağır da değil. İlk şaşkınlığı Minibüsten inince… O güzel gözlerini açıp:  “Ne kadar lüks bir semtte oturuyorsun?” diyor hayretle.  Bu beni de şaşırtıyor,  devletin alt gelir grubu için yaptırdığı ama sonradan aşırı değerlenen bir toplu konut alanı  burası. Eve girince bu kez eşyalarımı çok güzel buluyor. Bozulmaya başlıyorum. Orta karar, gerekli olduğu kadar eşyam var.  Fare deliğinde oturduğumu düşünmüyordu herhalde.

Garip bir hali var. Her beş dakikada bir camları açıyoruz, sıkıntı geliyor; ve sonraki her beş dakika da kapatıyoruz, boynu omuzları tutulacak… 

Yola gideceğiz ertesi gün birlikte. Hava çok sıcak. Akşam üzeri içkili bir yemeğe de  katılacağız ama, bu sıcakta rahat olmam gerek. Bana hediye olarak getirdiği beyaz  tişörtü ve yazlık spor eteğimi giyiyorum. Ayağımda parlak taşları olan topuklu terlikler var. Eh bu kadar süs yeter, boyansam akacak, gittiğimiz yerde tuvalette boyanırım. Yanıma ne olur, ne olmaz diyerek gece giyecek bol ve uzun bir tişört alıyorum. O banyodan çıkmak bilmiyor. Sonra boyanması bitmiyor…  Tanrım, çorap giyiyor bu sıcakta! Sonunda kutu bebeği gibi oldu.

Kıtı kıtına arabaya yetişiyoruz.    

Yol boyunca güzelliğinin yaşamını nasıl engellediğini anlatıyor. Hep çok ilgi çekmiş, gözler üzerinde olmuş, kıskanılmış, kendini sakınmak zorunda kalmış, düşmanı çok olmuş…  Yaşayamamış yani doyasıya. Şükürler olsun, öyle güzel değilim. Kısacık bir boyum var, tombul sayılırım; hiç bir bakan dönüp bir daha bakmadı. Bunların nimet olduğunu bilmiyordum. 

Arada birileri geliyor yanıma, yazılarım hakkında düşüncelerini söylüyorlar. Ben de tanıdıklarımla yazıları hakkında konuşuyorum. Güzel bir gece. İlk  bir  saat boyunca garsonu çağırıp klimayı bir kapattırıyor, bir açtırıyor. Kendinden başkası yokmuş gibi davranıyor: “Ayyy! Soğuk sırtıma vuruyor kapatabilir miyiz?” On dakika geçmiyor, yeniden çağırıyor: “Çok sıcak oldu yavrucuğum, açabilir miyiz? 

İki kadeh içince o kutu bebeği havasından çıktı. Daha sıcak bakıyor, gülüşleri daha içten. Kendisine gösterilen ilgiden de mutlu. Bir ara yanıma gelip o ünlü şairin kendisine asıldığını fısıldıyor kulağıma. İşte bu gülünç… Yahu, adamın boyu kontesin omuzlarında bitiyor.  Konuşmalarını izliyorum: “Ben…” diyor ve devam ediyor: “Ben, beni, bana, bende, benden, benim…”  Ne kadar güzel, ne kadar hayran olunası, ne kadar yazar, ne kadar ressam, ne kadar yalnız, ne kadar anlaşılmaz, ne kadar ulaşılmaz… 

Dönüş yolunda da konularımız aynı. O giysilerinden bunalıyor. Ben konuşmalarından. Yapabileceğim bir şey yok. Değerlendirememişsin güzelliğini, sana bile faydası olmamış; neden sırf güzelsin diye hayran olayım? Uzun boyu sorunlar yaratmaya devam ediyor. Bu boy yüzünden beli ağrıyormuş da… Çantasını yükleniyorum. Ne yapalım? Konuğum.  Eve dar atıyoruz kendimizi. Karnı acıkmış.  Olağan üstü de yorgun. Kendini kanepeye atıyor. Giriyorum mutfağa, bir şeyler hazırlamalıyım. “Kısa boylular yorulmaz.” gibi bir düşünce var galiba aklında.  

Giysilerini değiştirmeye gidiyor odaya,  tez pişecek bir şeyler ayarlıyorum.  Çocuklar geliyor eve. Aaa! birinin saçını, diğerinin giysilerini beğenmiyor.  İlki: “Bu benim tarzım.” diyor, kayıtsız.  Öbürü: ”Şimdi bunlar moda gençler arasında.” Şaşkınlıkla bana bakıyor. “Pek karışmam saçlarına, giysilerine. Çocuklarım olabilirler ama yetişkinler artık, nasıl giyinecekleri onların kararı.” Hala anlayamıyor karışmaması gerektiğini. Ustaca konuyu değiştiriyor küçük. Az sonra izin isteyip çekiliyorlar odalarına. Camları anlamsızca her beş dakikada bir açıp kapamalar da sürüyor bir yandan. 

Bunu ilk ne zaman yaptı?

Galiba evimdeydik… Misafirliğinin üçüncü günü. Yemeğimizi bitirmiş, masa başı sohbetimizi yapıyorduk. Birden kürdan kabından onlarca kürdanı alıp  çantasına  attı umursamazca. Belki kürdanlarımın kağıt poşetler içinde oluşunu çok beğenmişti. Hem zaten kutunun hepsini alsa ne olurdu; kaç paralık şeydir kürdan dediğin? Görmezlikten geldim oldu bitti.  

Ertesi sabah erkenden kalkıp biletini almaya istasyona gideceğiz. Öğleden sonra gitmiş olacak.  Çaylarımızı içip yatıyoruz.

Kötü bir sürpriz var bizi bekleyen. Bilet yok. Bir sonraki güne kalıyor mecburen. Çarşı, pazar dolaşmayı öneriyorum. Kentin iki üç ana caddesinde aşağı yukarı dolaşıyoruz. Sürekli bir nakit problemi var. Geldiği ilk günden beri “Bunu hesaplamamıştım.” diyor ama her şey planlıydı. Yalnızca iki gün kalıp dönecekti.

En sevdiğim dondurmacıya götürüyorum onu. Birden şaşkın bakışlarım arasında peçetelikten onlarca peçeteyi çekip çantasına atıyor. Çok utanıyorum. Yıllarca bu kentte çalıştım. Her yerde ve her durumda bir tanıdıkla karşılaşma olasılığı var.

Bir dilim fıstık ezmesiyle gelen kesme dondurmaya bayılıyor.  

Kalkıp şehir dışındaki alışveriş merkezine gidiyoruz.  Çok büyük bir alanda ünlü markaların fabrika satış mağazaları var. Onlarca mağazaya girip çıkıyoruz. Satıcılarla dükkan sahipleriyle hep aynı şeyleri konuşup duruyor. “Babasının bir tanesi, prensesi, kalitesiz bir şey giyemez, ucuz ayakkabıyı ayağına sokmaz, ne kadar görgülü, ne kadar da, ne kadar?..” Yakınlardaki bir ahbap düğünü için bir şeyler bakıyorum. Israrcı bir hali var ki dayanılmaz. Tutturuyor: “Ay mükemmel oldu. bunu al.” Hiç düşünmüyor; beğenime, bedenime uygun mu, onlara uygunsa bütçeme?...Uygun çantam ayakkabım var mı ya? 

Yavaştan sinirlenmeye başlıyorum.

Manavdan bir şeyler alıp eve gireceğiz; karpuz istiyor. Kocaman yedi kiloluk bir şey seçiyor, eh birlikte taşırız sorun değil; hayır sorun! Bel fıtığı var onun, uzun boyu nedeniyle.  Taşıyamaz. Peki ben taşırım. Ne de olsa misafir…

Bu kez birlikte giriyoruz mutfağa. 

Bir anda ve olağanüstü bir rahatlıkla baharat kavanozlarımı tezgahın üstüne indiriyor.  Buyurgan: “Burada kalsınlar bak, ne güzel oldu?”

Sesimin titremesine ve yükselmesine engel olamıyorum. “Nefret ederim tezgahın üstünde kalabalıktan!” derken aklım başıma geliyor. Fakat hayır; artık öfke ele geçirmiş beni. Zaten toplantı sonrasında konuk olduğumuz evde yarattığı gerginlik de çok yorucuydu. O genç ressamın resimlerini övdüğümde resimden kendisi kadar anlamamakla suçlamıştı beni. Bence düpedüz kıskançlıktı.

Nasıl olduğunu anlamadan dökülüyor sözcükler ağzımdan. Bu konuşan ben miyim?

-“Benimle biraz daha dikkatli konuş istersen…”

-“ Senin öğrencin, hizmetçin, değilim. Arkadaşınım.”

- …?

- “Hiç bir şeyi değiştiremem. Bu düzeni çocuklarımla oluşturduk. Böyle kullanmayı seviyoruz.”   
O güzel gözlerini kocaman açıyor: “ Tamam.” diyor. Gözümden yuvarlanan yaşlara anlam veremiyor.  

Sabah toplanıyor sessizce. Hiçbir şey olmamış gibi yapıyoruz. Yol boyunca yine güzelliğini, yeteneğini, anlaşılamamışlığını, ulaşılamamışlığını anlatıyor. Sabırlıyım; az sonra trene binecek, akşam da çok ayıp ettim. Yapmamalıydım. Hiç yakışmadı bana. İstasyondaki büfede karşılıklı birer çay içiyoruz. Ne konuşsa  dinliyorum. Şurada dakikalar sonra…

Tren gecikti mi ne? Başımı çevirdiğimde peronda olduğunu görüyorum. Çantayı alıp “Koş!” diyorum. “Koş!”

Yalnızca iki dakika duruyor burada. Peron da o kadar uzak ki…

Allahım! Yetişecek miyiz? 
Yetişecek miyiz?..  

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

2 yorum yazılmıştır

Okur Adı:eylül | Tarih: 2008-03-24 00:01:29
Konu: yaşam

Ne yazık ki adına dostluk dediğimiz kavram bazen ağır yükler yükleyiveriyor insanın omuzuna . Belki bir gün içimizden geçeni karşımızdaki insana söylemeyi öğreneceğiz.
Kaleminize saglık
yeni öykler de buluşmak üzre
eylül

Bağlantı » »

Okur Adı:Hasan Özaydın | Tarih: 2008-03-18 22:52:22
Konu: Nergis Hanım

Hikayenizi çok beğendim.Bu tür insanlar hepimizin hayatında ne yazık ki olmuşlardır. İyi bir gönderme olmuş. Kaleminize sağlık. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »

  • 15 mart 2008 tarihinden beri yapılan tıklama

  • Online Sayaç